Türkiye’deki bazı cemaat mensuplarının adeta kutsadığı Yusuf El Kardavi’nin Mısır’da verdiği vaazlarda “Esad’ı destekleyen çocukların bile öldürülmesinin caiz olduğu” fetvasının temelinde de bu var.
Bekir Bozdağ’ın “Hizbullah aslında Hizbuşşeytandır” demesinin perde arkasında da bu var.
Sünni geleneğe göre ve bu geleneği İmam Hatip Okulları’nda körpe beyinlere dikte eden Türkiye gibi ülkelerin verdiği din eğitimine göre “Aleviler İslam dışıdır, Şia sapıktır, kâfirlerden de beterdirler.
Aralarında (maalesef!) benim de bulunduğum bir İmam Hatip nesli, okullarda Şia’nın ve Alevilerin sapık olduğunu okudu. Sınavlarda “sapık mezhepleri sıralayınız” sorularına “Şia”yı en başa yazarak cevap verdi.
Bugün Türkiye’yi işte bu zihniyet yönetiyor.
Bu zihniyet, Alevi Esad’a her fırsatta küfrederken, Sünni Suudi Kralı Abdullah’ın zulmüne, Sünni Bahreyn Kralı Hamad Bin İsa El Halife’nin Şiilerin camilerini yerle bir etmesine, Sünni Katar Emiri Al Sani’nin Alevilere yaptığı baskılara en küçük bir tepki göstermemektedirler.
Bu mezhep taassubuna sahip olan AKP yöneticilerinin, Sünni El Kaide ve Nusra Cephesi’ne her türlü silah ve lojistik desteği sağlarken Şii Hizbullah’a “şeytanlar!” diye saldırmasının tek sebebi budur.
Irak’ın Şii başbakanı Maliki’ye gizli savaş ilan edip, İnterpol tarafından aranan Sünni Cumhurbaşkanı Yardımcısı Haşimi’ye kucak açmaları bundandır.
Türkiye’de bazı Alevi evlerine çarpı işareti konulmasından içten içe derin bir zevk almaları bundandır.
Siz bugün kadar “Zalim Esad! Masum sivilleri katlediyor” diye haykıran başbakanımızın ağzından, Suudi Arabistan’da sadece ve sadece yürüyüş yaptılar diye polis tarafından gözaltına alınıp parmakları kesilen Müslüman göstericiler için Sünni Suudi rejimine tek kelime tepki verdiğini duydunuz mu?
Ya da Bahreyn’de toplu Alevi katliamı yapan Sünni Bahreyn rejimi için tek kelime tepki dudunuz mu?
Duymadınız!
Asla da duymayacaksınız.
Çünkü AKP siyasetinin Ortadoğu’da ve özelde Suriye’deki savaşı, demokrasi ve insan hakları savaşı değil, “korkunç bir mezhep taassubu savaşıdır.
Bu taassup sadece AKP’nin değil, Türkiye’nin de sonunu getirecek boyutta bir taassuptur.
Türkiye’de camilerin birçoğunda hükümetin gazı ile hareket eden hocalar, vaazlarda, hutbelerde açıkça Suriye Alevilerine tıpkı Hizbullah’a “şeytan” diyen Bekir Bozdağ gibi hakaret etmeyi marifet sanıyorlar.
Camide yan yana Cuma Namazı kıldığım Alevi cemaatin bu saldırılardan dolayı camiyi terk ettiğine birkaç defa şahit oldum.
Türkiye’yi yönetenlerin “Esad zalimdir” diye haykırırken gözlerinden akan o derin kin ve nefret görüntüsü, asırlar öncesinde İbn-i Kemal’in, Ebussud’un verdiği “Alevilerin katli caizdir, karıları, kızları Müslüman’a helaldir, malları ganimettir” diye fetva verirken de onların gözlerinden fışkırıyordu.
AKP’nin bu hatalı ve tehlikeli politikaları sonucu Akçakale bombalandı, savaş uçağımız düştü, Reyhanlı havaya uçtu.
AKP’nin bu mezhep taassubu dolu politikaları sonucu yönetimleri Şii-Caferi olan komşu kuşağımız Irak, İran ve Suriye ile “düşman hale” geldik.
Yetmedi kendi topraklarımızdaki Alevi nüfusa da “aynı keskin ve tehlikeli bakışla bakılmaya başlandı.”
Bu yanlış yoldan dönülmezse içerde ve dışarıda öyle bir batağa saplanacağız ki yarın “AKP’liler istese de bu bataktan çıkamayacaklar.”
Muharrem Bayraktar / yenimesaj
mbayraktar@yenimesaj.com.tr